Wednesday, July 28, 2010

Promethiade


Bu sene doğumgünü hediyeleri konusunda şanslıydım, zira bir tanesi de tiyatro bileti suretinde geldi. 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projelerinden "Promethiade" kapsamında 3 gün boyunca Rumeli Hisarı'nda sahne alan Zincire Vurulmuş Prometheus adlı oyuna gittik. 

Detaylı bilgi isteyenler şu siteye yönlenebilirler, ama kısaca özetlemek gerekirse Zeus'a karşı gelip ateşi insanlığa hediye ettikten sonra Kafkas Dağlarında zincire vurulan Prometheus'un ıstırabını anlatan bir tragedya. Ortaokul yıllarından beri Yunan Mitoloji'sine bayılan (kullanıcı adım "persephone" ele veriyordur zaten muhakkak) bir insan olduğum için bayıla bayıla gittim. 

Oyun üç ayrı dilde: Türkçe, Almanca ve Yunanca. Hatta yalnızca yüzde otuzu Türkçe'ydi diyebilirim. 

İnanılmaz etkileyiciydi, Prometheus'u Yetkin Dikinciler canlandırıyordu zaten, canlandırdığı her rolün hakkını veren sevdiğim bir oyuncudur kendisi. Ortam da müsaitti, Rumeli Hisarı zaten bir Antik Yunan havası yaratıyordu, sahnenin arkasında da boğaz ve dolunay olmuş ay hoş bir atmosfer yaratıyordu. Koro ve diğer oyuncuların da performansı fazlasıyla etkileyiciydi yine. Bir görsel sanattı tam anlamıyla, metnin yarısından çoğunu anlamadığım için daha çok video klip misali izledim. 

Dekor da iyiydi, bağlantıyı çözemedim ama sahne yüzlerce gözlükle kaplıydı, hoştu. 

Ancak... Bana yüzeysel diyebilirsiniz ama, bu bana yetmedi açıkçası. Tamam, belki bir İlyada misali bilindik bir tragedyada uyarlama, belki metni değiştirmeyip direk ondan okumuşlardır, ama bilmek zorunda değilim, sahnede ne konuşulduğunu bilmek isterdim. Özellikle bir ara sahneye girip tamamen yunanca konuşan Io'dan hiçbir halt anlamadım. Tamam, Prometheus Türkçe cevap veriyordu belki, ama cevapları alakasız olabiliyordu gayet de. Keza Hermes de almanca konuştu, delirdim. Yunanca kısımlar daha konsepte uygundu, kulağa etkileyici geliyordu ama konuyu anlamadıktan sonra bir süre sonra da bayıyor, konudan kopuyor insan. Hele bir de oturan bir teyze vardı, onun ne kim olduğunu anladım, ne elinde tuttuğu şeyin ne olduğunu anladım ne de neden bahsettiğini... Bir altyazı sistemi kurmaları ya da en azından bir metin dağıtmaları - hatta satsınlar ulan ona da razıyım - gerekiyordu. Ya da Türkçe yapsınlar tamamen, çok mu zor...


Bir de tabii açık hava sahnesi olmasının verdiği bir dezavantaj vardı, oyun tam başladı Yetkin Dikinciler sahneye girdi, etraf sessiz, arkadan gergin müzik veriyorlar, hepimizin konsantrasyonu tam derken bir anda 'İstanbul Belediyesinin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum' diye bir ses gelmeye başladı. Oha noluyoruz derken takribi bir on dakika içinde çifte telli çalmaya başladı. Meğer arkada düğün varmış. Haliyle ne atmosfer bıraktı ne bir şey, Yunanca tiradlar da uzayınca bir ara iyice koptum oyundan. Neyse, çok uzun sürmedi ama bir ara rahat bir on beş-yirmi dakika boyunca oyuncular yükselen çiftetelli ve arabesk müzikleri arasında seslerini bize duyurmaya çalıştılar. Komik bir andı tabii, kendimi kaybedip kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tuttum, çünkü zaten bir yandan da sinirleniyorum düğün sahiplerine. 

Ama her şeye rağmen, Yetkin amcam ve geri kalan kadro çok iyiydiler, aradaki 15-20 dakikalık saçmalık dışında oldukça da etkileyici bir oyundu, dil sorunları yüzünden yer yer kopsam ve sıkılsam da. Bir de kiralık süngerlere 2.50 lira vermemek için o taşlarda oturma organım acıdı durdu, tam rahat pozisyon buldum "hah bitene kadar idare ederim" böyle dedim, çat oyun bitti. Çıkışta da sevgili otopark mafyası amcaların arabamızı getirmesini beklerken Özgür Özberk'le bekledik, ergenliğe henüz girememiş sesini ve yanındaki sarışını falan gördük. 

Ulan ne yüzeysel bitti post, artistik ve derin bişey bulamadım valla yazcak. :P

2 comments:

έννοια said...

ahahha lütfen 50 bin gözlük vardı :D

mcn said...

bilge prometheus'un bilgeligini temsilen hem de!